KADERLE İLİŞKİLİ BAZI KAVRAMLAR

S-1-Kaderle ilişkili olan kavramlar nelerdir?

1-Ecel ve Ömür    2-Rızık    3-Afet       4-Sağlık hastalık   5-Başarı/Başarısızlık  6-Tevekkül 7-Hayır şer

 

      Her şeyi bilen(Alim),yaptığı her işi hikmetle yapan(Hakim) ve yarattığı her varlığı belli özelliklerle donatan güçlü ve kudret sahibi(Kadir) olan Allah,Kullarını bazen nimetlerle bazen de sıkıntılarla karşı karşıya getirerek imtihan eder.

       Dini inanç konusu boşluk kabul etmez;eğer insanlara doğru ve yeterli gerekli bilgi öğretilmezse ;O zaman insanlar yanlış ,eksik dini bilgiyi bir yerlerden bulma ihtiyacı hissediyorlar ,bunun sonunda ise:Kader konusunda yanlış anlayışlar yaygınlaşmış,bilimsel alanda geri kalınmış,İnsanlar acı ve sıkıntılar çekmiş,İnançlı insanların kanları akıtılmıştır.Kader Konusunun iyi öğrenilmemesinin zararı sadece kişiye değildir,Önemli konumlarda bulunan insanların ve halkın yanlış bilgiye sahip olması tüm toplumu etkiler. Sonra İnsanın Allah la olan bağını zayıflatır.Kader konusunun doğru anlaşılması bizleri:sorgulayıcı,bilinçli,özgüven sahibi ve üretken kılacaktır.Örnek:Şam bölgesinde veba salgın hastalığı çıkmış ve insanları öldürüyormuş,Oraya gitmek isteyen insanlar ,Hz Ömer’e”Neden Şam ‘a gitmiyorsunuz Allah in kaderinden mi kaçıyorsunuz?dediklerinde,Allah in kaderinden gene Allah in kaderine gidiyoruz”demiştir.Yani kader ,İnsanın kendini bilerek ateşe atması değil;Allah in O na verdiği Aklı son sınırına kadar kullandıktan sonra gerisini Allah a bırakmaktır.

                                               1-Ecel ve Ömür:  

         Ecel :Ömrün bitmesi;Ömür,İnsanın doğumundan ölümüne kadar geçen süredir.İnsanın ecelini ve ömrünü belirleyen Allah olduğu için İnsanın bu konuda seçim hakkı yoktur.Bu da gösteriyor ki Eceli ve ömrü belirleyen sonsuz ve hep var olacaktır(Baki)

  S-1-Allah neden kötülük yapanları hemen cezalandırmıyor?Böyle yapsaydı neler olurdu?                          .         45- Eğer“Allah, insanların davranışlarının cezasını hemen verseydi yeryüzünde hiçbir canlı yaratık bırakmazdı. Fakat O, onları belirli bir sürenin sonuna kadar erteliyor. Söz konusu süreleri dolunca, kuşku yok ki, Allah kullarının durumunu görmektedir.”(Fatır suresi): İnsanlar, yüce Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük ediyorlar. Yeryüzünü kötülüklere ve kargaşaya boğuyorlar. Zalimlikleri ve azgınlıkları ayyuka çıkıyor.Ama Allah hoşgörülüdür, yumuşak tutumludur, insanların hak ettikleri cezaları anında vermiyor. Fertleri, bireysel ömürlerinin sonuna kadar erteliyor. Çalışma ve kazanma süresi sona ererek hesaplaşma ve çalışmaların karşılıklarını belirleme anı gelip. Allah'ın kullarının durumlarını görmesi, hesaplarının amellerine ve kazançlarına göre titizlikle yapılacağının garantisidir. Küçük-büyük hiçbir şey ne lehlerine ve ne de aleyhlerine olarak gözden kaçırılmaz.

  S-2-Kader konusunda ne gibi yanlış anlayışlar bulunmaktadır?

           Hastalıklar ve sorunlar karşısında  gerekli sebeplere başvurmayarak “Ne yapalım bu benim kaderimmiş”Demek ,İslam dininin kader anlayışına tamamen terstir.(“Allah aklını kullanmayanları pisliğe sokar” yunus suresi 100-“Allah çaresiz hastalık yaratmamıştır”Hz.Muhammed s.a.v)  Açlık sınırında yaşayan insanları ,Allah in taktirine bağlamak,Bazı bölgelerdeki kızların -babalarının İslamı bilmediklerinden/Öğretim yollarının kapalı olduğundan –Küçük yaşta ve zor şartlarda evlendirilmeleri ve intihar etmeleri kader olmayıp bu konuda yazar çizer ve makam sahiplerinin gereğini yapmamalarıdır.Çünkü:İslam dininin özüne baktığımızda bu yapılanları hiçbir zaman emretmediği gibi;bunları yok etmek için geldiği bilinmektedir.(Bu olaylar,Kızları toprağa gömmenin çağdaş şeklidir) (Gereği:İyi bir dini eğitim)Bunu yapmayıp bunu kadere yüklemek kendi sorumluluğumuzu Kader yüklemek yanlıştır.Hem dini bilmiyoruz,Hem uygulamıyoruz,Hem okumalarına karşı çıkıyoruz(Babaları töre gereği-diğerleri de güçleri gereği)sonra ortaya çıkan bu tablonun üzerine kader,İslam yazmaya kalkışıyoruz.Burada olduğu gibi İslam dininden uzak davranışlar içinde olmamız herkese kötülük olarak yansıyor ve onun merhamet-şefkatinden herkesi mahrum bırakıyor.

           İslam dinine göre İnsanlar Fakirliğe varlık içinde yokluk çekmeye razı olmak yerine verilen aklın gereğini yaparak,çalışarak durumlarını iyileştirmelidirler.Yoksulluğu,tembelliği,israfın sonrasındaki durumu,çevreye atılan pislikleri,hortumculuğu,kapkaççıları ve yaptıklarını,toplumdaki açları ,bazılarının deveyi hamuduyla götürmesini ve gene de toplumu elindeki gereçlerle etkilemesini,(Hortumculuk yapamaması ,gücünü başkalarına kaptırmaya başlaması ve bunu geri almak için .irt…… vs farklı kandırma yollarını sunması)kader değildir.Çünkü;Kader bizim elimizin ulaşamadığı şeylerdir.

   S-3-Neden başarısızlık kader değildir?

           İnsanların almadıkları tedbir yüzünden,tembellikleri-üşengeçlikleri yüzünden ,trafik kurallarına dikkat etmemeleri,düğün ve sevinçli günlerinde akılsızca araba kullanmaları,temizliğe dikkat edilmemesi yüzünden gelen hastalıklar,İşlerimizi tesadüfe bırakmak,doğayı kirletmemiz,kazanabileceğimiz sınava çalışmadan girmek gibi yanlışlıkları yaparak;sonra da”Ne yapalım kaderim böyleymiş”Demek kişinin Allah in verdiği aklı gereği gibi kullanmamasından dolayı ,O insanı günahkar yapar.

S-4-“ 185- Her canlı kesinlikle ölümü tadacaktır. Yaptıklarınızın karşılıkları, kıyamet günü, size eksiksiz olarak verilecektir. O zaman kim Céhennem ateşinden uzak tutulur da Cennet'e konursa gerçekten başarıya ulaşmıştır. Dünya hayatı aldatıcı bir hazdan başka birşey değildir.(Ali İmran suresi) Ayetinden neler anlaşılabilir?

           Yeryüzündeki hayatın geçici olduğu, ecelle sınırlı olduğu, kesinlikle sonunun geleceği gerçeği.. Salihler de ölür, bozguncular da ölür. Kötülüklerle mücadele edenler öldüğü gibi geride kalanlar da ölür. İnanç sayesinde yücelenler gibi kullara boyun eğenler de ölür. cesurlar öldüğü gibi korkaklar da ölür Herkes kesinlikle ölümü tadacaktır." Her nefis bu şerbeti tadacak ve bu hayattan ayrılacaktır. Bu şerbeti ve elden ele dolaşan bu kadehi içmede nefisler arasında bir fark yoktur. Sonuçta varılacak yerde fark vardır. Bu fark,Cehennem ateşinin yaklaşanı yutacağı ve girdabına alacağı yer ile mutlu bir yaşantıya ulaşmasının farkıdır. İmtihan kaçınılmazdır. Sabır, direnç ve kararlılıktan başka seçenek yoktur. Cennet'e giden yol budur. Kuşkusuz Cennet tuzaklarla çevrilmiştir, nitekim Cehennem ateşi de haram şehvetlerle...çevrilmiştir.

 S-5-“Her canlı ölümü tadacaktır”Ayetinin tersine Allah yaşam süresini belirlemeyi İnsana bıraksaydı?

Nasıl bir sahne yaşanırdı?

 

S-6-İslam İnancında Canlı öldürme konusu nasıl ele alınır?

               “Kim öldürülmüş bir insana(Savaşta) ya da yeryüzünde çıkarılmış kargaşaya, bozguncuya eyleme karşılık olmaksızın bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir insanı ölümden kurtarır ise bütün insanlara hayat sunmuş gibïdir.”(Maide suresi 32)

              Bu ayet bir cana kıyma suçunu bütün insanları öldürme suçuna denk olan çok büyük bir suç saymıştır. Cinayete engel olma ve bir canı ölümden kurtarmayı ise, tüm insanları kurtarmaya denk olan büyük bir iş saymıştır. Öldürülmüş bir insan yada yeryüzünde çıkarılmış bir kargaşaya(PKK –anarşi gibi..)karşılık olmadığı halde bir cana kıymak, bütün insanları öldürmeye denktir. Çünkü her bir can bütün canlar gibidir. Her bir can aynı derecede hayat hakkına sahiptir. Bu canlardan birini öldürmek, hayat hakkının özüne saldırmaktır. Bir cinayete engel olmak ve bu sayede bir hayatın devamını sağlamak da böyledir. Yukarıdaki ayet de Allah, insan öldürme ile yeryüzünde bozgunculuk(Anarşi-terör-huzuru,güvenliği bozma) yapmayı birlikte anıyor.Sebebi Bunların ikisi de toplumun canına kasteder.Çünkü,Müslüman toplumu güvencede olur, emniyet içerisinde gelişen kamu düzeni korunur ve güvenlik içerisinde iyilikler yapılmaya devam eder. Tüm bunlar da fertlerin güvenliği gibi gereklidir Bu ayet,Koruyucu hekimlik gibidir.Koruyucu hekimlik yarar sağlamazsa ,ilaçlı tedaviye başvurulur.Tüm bunlardan sonra, toplumun güvenliğini tehdit eden kişi, doğru yola dönüp,düzelmediği takdirde …. edilmesi gereken pis bir mikroptur. Bu gerçeği Müslüman olan bir Hollandalı şöyle anlatıyor:Rehberlerimiz,”Biz İstanbul a geldiğimizde ,sakın akşam 20 den sonra dışarı çıkmayın eşinize tecavüz ederler,sizide soyarlar”demişlerdi.Bu kişi,Bir sonraki yıl bunu inadına denemek için İstanbul a geldim ve öyle olmadığını gördüm,araştırdım ve Müslüman oldum” demiştir.

 

S-7-O halde Kelime Anlamı:Huzur içinde yaşatmak,mutlu ve güvenli yaşam,barış içinde bir toplum kurma,..gibi anlamlara gelen “İslam”Kelimesi ile Anarşi-Terör-kargaşa-huzursuzluk arasında nasıl bir ilişki vardır?İslam dinini bu anlamının ve amacının dışında bir din olarak sunanların bilinç altında hangi çıkar ve düşünceler yatıyor olabilir?

 

S-8-“34- "Her toplumun belirlenmiş bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde onu ne bir an erteleyebilirler ve nede bir an öne alabilirler. "(Araf suresi)Ayetinden neler anlaşılır?        

       `ecel', ya her insanın ölümüyle, hayatının sona ermesiyle dolan "ecel"dir ya da her milletin yeryüzündeki güçleri ve hakimiyetleri anlamındaki `ecel'idir. Her ümmetin belirli bir yaşama süresi vardır. O süre dolunca, ne bir an geri bırakılırlar ve ne de bir an önceye alınırlar. "(Yunus 49) Bütün işler planlanmıştır. Bu plana göre meydana gelmektedir. Hiçbir şey bu plandan kıl kadar şaşmaz.Sadece kendi planını uygulamada özgür tek varlık vardır.

 

RIZIK

S-1-Rızık ne demektir?

          Rızık:yiyecek içeçek demektir.Tanım:Canlıların ihtiyaç duyduğu  ve yararlandığı Allah tarafından sağlanan her türlü nimettir.

S-2-Bu ayetten neler anlaşılır?5 madde yazınız?

        6- Yeryüzündeki bütün canlı türlerinin beslenmelerini ve geçinmelerini sağlamak Allah'ın garantisi altındadır. O, onların ilk barınma yerleri ile geçiş yerlerini bilir.(Hud suresi)

        Allah Yağmurun toprakla buluşması sonucunda zengin bir menü sunar canlılara.Çünkü Aynı toprak,aynı çamur binlerce farklı renk ve tatta gıdalar.                                                                                                                

         Bu ayette anlatılanlar,Allah'ın geniş kapsamlı ve ürkütücü bilgisinin bir tablosudur. Şu yeryüzünde `kımıldayan' tüm canlıları düşünelim:Tüm insanlar, hayvanlar, sürüngenler ve böcekler bu kavramın kapsamına girerler. Yeryüzünün yüzeyini dolduran, toprağın derinliklerinde yaşayan, yerin gizli dehlizlerinde ve labirentlerinde saklanan bütün bu canlı türlerini hayalinizden geçiriniz. Bunlar ne sayılabilirler ve ne de istatistikleri tutulabilir. Ama onların tümüne ilişkin bilgi, yüce Allah'ın katında olduğu gibi, hepsinin beslenmesi, geçimlerinin sağlanması da yüce Allah'ın garantisi altındadır. O onların nerelerde barındıklarını, nerelerde saklandıklarını, nerelerden gelip nerelere gittiklerini bilir. Allah bu yaratıkları sadece bilmekle yetinmiyor. insanın hayal etmekten bile aciz olduğu bu korkunç kalabalık içindeki her canlı tekinin beslenmesini, geçimini de takdir ediyor.*** Yüce Allah yeryüzünde hareket eden bu korkunç kalabalığı beslemeyi özgür iradesi ile üstlenmiştir. Yeryüzünü bütün bu canlıların ihtiyaçlarını karşılayabilecek imkânlarla donatmış, ayrıca bu canlıları sözkonusu imkânlardan çeşitli biçimlerde yararlanarak besinlerini sağlayacak yetenekte yaratmıştır:Kimi canlılar besinlerini yalın, hammadde biçiminde, kimi tarımsal ürün biçiminde, kimi endüstriyel mamuller biçiminde ve kimisi de sentetik maddeler halinde alırlar.Bazı canlılar besinlerini sindirilmiş besin özümlenmiş hazır kan biçiminde sağlarlar. Pire ve sivrisinek gibi. Allah, bütün canlıları çeşitli yeteneklerle ve güçlerle donatarak yarattı. Özellikle insanı, onu yeryüzündeki halifesi, temsilcisi olarak ortaya çıkardı. Ona analiz ve sentez yapabilme yeteneği, üretme ve kalkınma gücü, yeryüzünü değiştirebilme ve sosyal hayatın şartlarını geliştirme yeteneği bağışladı.Ama bu ,Allah in çalışıp çabalamadan insanlara ayırdığı rızık anlamına gelmez.

              Her canlı yaratığın bir rızkı vardır. Bu doğru. Fakat bu rızık bu evrenin çeşitli yerlerinde saklıdır. Yüce Allah'ın evrensel yasaları(Sünnetüllah=evrendeki ilahi kurallar) uyarınca emek harcanarak üretilmesi, kullanılır hale getirilmesi planlanmıştır. Hiç kimse boş oturup bu rızkın kendiliğinden ayağına gelmesini beklememelidir. Herkes biliyor ki, gökten ne altın ve ne de gümüş yağar. Fakat gökler ve yeryüzü bütün canlılara yetecek miktardaki besin kaynaklarını yapılarında taşırlar. Bu canlı varlıklar, yüce Allah'ın yasaları uyarınca sözkonusu besin kaynaklarının peşinden koştukları taktirde, hiç kimse eli boş dönmez, emeği havaya gitmez, rızkını onun uzağına düşmez.

                 Yalnız bir de iyi-temiz kazanç ile kötü-kirli kazanç vardır. Her iki kazanç türü de çalışma ve emek karşılığında elde edilir, ama bunlar hem tür ve nitelik bakımından, hem de kendilerinden yararlanmayı izleyecek akıbet bakımından birbirlerinden farklıdırlar.Mutlu-huzurlu birey ve toplum "iyi rızık"tan "dan oluşurken,gergin,huzursuz toplum da kötü rızkın sonucudur.Sonuçta O, bilgisi ile bütün yaratıklarını kuşatan bir bilgindir. Yine O, hiçbir canlı varlığı aç bırakmayan bir rızık' vericidir.

 

S-3-Canlıların hayatta kalabilmesi için doğada yeterli besin kaynağı var mıdır?açlıktan meydana gelen ölümler,besin kaynaklarının yetersizliğinden mi başka sebeplerden mi meydana gelir?

 

S-4-“Allah in Lutfundan nasibinizi arayın”(Cuma 10)Ayetinden neler anlaşılır?

        Yeryüzünde "bir ölçü" uyarınca biten her bitkinin yaratılışında bir özen, bir hikmet ve ölçü gözetildiği anlaşılmaktaıdır.Allah yeryüzünü Geçim ve hayat için hazırlamış ve bunların çeşit çeşit olduğunun vurgulamıştır.İnsanın ruhsal sağlığını koruması için,dünya işlerinden ve yeryüzünün çekici değerlerinden el etek çektiği, kalbini bunlardan arındırdığı zaman dilimleri olmalıdır. Böylece yalnız Rabbinin olabilmeli, O'nunla başbaşa kalmalı, kendini O'nu anmaya adamalıdır. Bu çok özel tadın zevkine erebilmeli, böylece yüceler alemi ile ilişkiye geçerek o aleme dalmalı, kalbini ve göğsünü bu hoş kokulu tertemiz manevi hava ile doldurmalı, onun güzel kokusundan tadından, zevkinden payını almalıdır.

      Sonra dünya işlerine dönmeli,”sonra bu işler sırasında Allah'ın adını hatırdan çıkarılmaması” hatırlatılmaktadır.Bu İslam dininin ve müslümanın dengeli insan olduğunu göstermekle beraber İslam dininin denge dini olduğunu gösterir.hayatın gereklerini yerine getirme, çalışma çabalama didinme ve kazanma gibi gereksinimleri ile bir süre bu havadan ruhen koparak, kalbinin bağını keserek bütünüyle kendini zikre, Allah'ı anmaya verme arasındaki denge. Bu eylem kalbin/Ruhun hayatı için zorunludur. Günlük işleri yerine getirirken Allah'ı kalbinde hissetmek insanın dünya hayatı için yaptığı çalışmaları ibadete dönüştürür. Yalnız bununla beraber insanın somut zikir(Namaz), görevini de yerine getirmesi, kendini tamamı ile dünyadan koparma ve köklü bir şekilde kendini Allah'a adama anlarının da bulunması gerekmektedir.

 

29- Ey müminler, birbirinizin mallarını gayrı meşru yollar kullanarak değil, karşılıklı anlaşmaya dayalı ticaret yolu ile yiyiniz, kendinizi öldürmeyiniz. Hiç şüphesiz Allah size karşı merhametlidir.32- Aranızda derece farkı doğuran ilahi bağışlara özlem beslemeyiniz. Erkekler kazançlarından pay aldıkları gibi kadınlar da kazançlarından pay alırlar. İstediklerinizi Allah'ın kereminden isteyiniz. Hiç şüphesiz Allah her şeyi bilir. (Nisa suresi)

Birbirlerinin mallarını gayri meşru yollarla yemelerinin" yasaklandığını, mal dolaşımına ilişkin helal kazanç yolunun ticaret yolu olduğunun açıklandığını görüyoruz.Bu ayet kötü yoldan mal kazanmanın bütün yollarının haram olduğunu içerir. Aldatma, rüşvet, kumar, zorunlu tüketim mallarını pahalandırmak amacı ile bekletme gibi kazanç yolları bu deyimin kapsamına girdikleri gibi

      başta faizcilik olmak üzere bütün yasaklanmış alış-veriş türleri de bu kategoriye girer. Bunun yanısıra ticaretin üretici ile tüketici arasında yaptığı hizmetler ile faizciliğin gerek ticaretin kendisi ve gerekse tüm halk yığınlarının başına yağdırdığı belalar arasında nasıl benzerlik görülebilir? Ticaret üretici ile tüketici arasında köprü oluşturan bir aracılık hizmetidir. Ticaret üretilen malları tüketim yerlerine ulaştırıp pazara sunar, böylece bu malları güzelleştirir ve bulunup satın alınmalarını kolaylaştırır. Buna göre ticaret her iki tarafa, yani hem üreticiye hem de tüketiciye yönelik bir hizmettir ve bu iki yönlü hizmet karşılığında yarar sağlama işlemidir. Bu yarar sağlama, maharete ve çalışmaya dayandığı gibi aynı zamanda hem kâra hem de zarara açıktır.

Faiz ise bunun tam tersi bir işlev görür. O bir yandan üretim girdilerine eklenerek sanayinin sırtına yük olurken bir yandan da malların üretim, maliyetlerine bindirdiği ilâve fonlar nedeniyle ticaret sektörünün ve tüketicinin sırtına da yük olur. faiz, hem sanayii hem de sanayii dışı üretimi,umursamayan sadece amacı kâr marjını olabildiği oranda yüksek tutarak sömürü aracıdır. ihtiyaç mallarını pazarda yeterince bulamayan halk yığınları lüks tüketim mallarının akınına uğramış, üretim faaliyetleri; içgüdüleri gıdıklayan  projelere kayar,faizci sistemde sermaye sürekli kârdadır; ticaret gibi zarar sarsıntılarını paylaşmaya katılmaz, ayrıca ticaretin gerektirdiği insan emeğinin, insan çabasının faiz kazancında hemen hemen hiç rolü yoktur.

       “Kendinizi öldürmeyiniz. Hiç şüphesiz Allah size karşı merhametlidir." insanların mallarını gayrı meşrû yöntemler kullanarak yemenin toplum hayatında ortaya çıkardığı yıkıcı sonuçları ifade ediyor. O yüzden bu tür mal yeme yöntemi aslında bir öldürme, bir cinayet eylemidir. Eğer bir toplumda faizcilik, aldatma, kumar, karaborsacılık, yolsuzluk, hilekârlık, dolandırıcılık ve hırsızlık gibi yöntemler ile birbirinin malını yeme alışkanlığı yaygınlaşır ve ırz, namus, güven, vicdan, ahlâk ve din gibi asla ticaret konusu yapılmaması gereken değerler satışa çıkarılır,yaygınlaştırılırsa O zaman toplum kendi kendini öldürmeye, yok oluş uçurumuna yuvarlanmaya başlamış demektir! Bunlar,sosyal hayatı mahveden,bilinçsiz intihar girişimleridir. Eğer bir toplum, meydanı zalimlere ve açgözlü saldırganlara bırakır da bu kimselerin gayrı meşrû yöntemlerle mal yeme alışkanlıklarını yaygınlaştırmalarına göz yumarsa o toplum yıkılmaya yüz tutmuş demektir.

S-5-Eğer toplumun gelirleri insanlara eşit dağıtılmazsa ne gibi sonuçlar ortaya çıkar?

 

      "Hiç kimse `Falancanın malı ya da ailesi keşke benim olsa' gibi sözler söyleyerek başkalarının elindeki varlıklara göz dikmemelidir. Allah bunu yasaklıyor. Çünkü bu sözleri söyleyen kişiyi bu sözler Zengin adamın malına el uzatmaya götürebilir.

20- Orada gerek sizin için ve gerekse rızıkları tarafınızdan sağlanması sözkonusu olmayan diğer canlılar için besin kaynakları yarattık.(hicr)

yeryüzünde "bir ölçü" uyarınca biten her bitkinin yaratılışında bir özen, bir hikmet ve ölçü gözetildiği anlamına gelmekle beraber, bu kelimenin de kendine özgü bir ağırlığı_vardır. "Besin kaynakları"nın çoğul ve bbir ölçü uyarınca biten bitkilere işaret edilmesi... Bunların geçim ve hayat için hazırlandığının ve bunların çeşit çeşit olduğunun vurgulanması... Ayetlerin akışı tüm bu unsurları genel ve kapalı bir ifadeyle sunuyor.elirsiz olarak kullanılması da ifadeye bir ağırlık .ve heybetlilik katmaktadır.

47- Onlara; "Allah'ın size verdiği rızıktan sarf edin" denilince inkâr edenler inananlara; "Allah dileseydi, doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım? Siz gerçekten sapıtmış kimselersiniz?"(Yasin) Onlar, fakir fukarayı doyurmak için kendi mallarından harcamaları istenildiğinde alaylı bir eda ve kırıcı bir tavırla:

"Allah dileseydi, doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım?"derler.

Kendilerini iyiliğe, yardıma çağıran kimselere dil uzatırlar:

"Siz gerçekten sapıtmış kimselersiniz."

kulların yeryüzünde elde ettikleri rızıkların tümü O'nun yaratmasının sonucudur. yeryüzünde hayatın düzenli olması için yüce Allah'ın iradesi şöyle tecelli etmiştir: İnsanların bir takım ihtiyaçları olacak, bu ihtiyaçlarını ancak çalışıp çabalamakla, toprağı ekip biçmekle, yeryüzünün ham maddelerini işlemekle, yeryüzünün servetlerini bir yerden diğerine nakletmekle, toprağın bereket ve ürünlerini elden ele değiştirip karşılığında, mal para ya. da zamanı ve yerine göre değişik olan değerlerin alış-verişi ile gidereceklerdir...

Aslında insanoğlunun yeryüzünde halifeliğinin doğal bir sonucu olan bu farklılığın hayat ve toplumu sarsma noktasına varmaması içindir. İşte bu gaye ile İslam zorunlu ve kişisel olarak ortaya çıkan bir takım aksaklıkları servet sahiplerinin mallarından bir kısmını alıp yoksullara vermek ve onların yiyecek ve ihtiyaçlarını karşılamak sureti ile düzeltmiştir. İslam bu alınan miktara zekât demiştir. Ve zekata, temizlik anlamı vermiştir. Ve yine onu bir ibadet kabul etmiştir. Ve İslam orjinal olarak kurmuş olduğu erdemli toplumunda zenginlerle fakirleri bu zekâtla birbiriyle kaynaştırmıştır. nefsin ihtirasını yenme ve yeryüzü değerlerinden daha büyük değerlerle onur duyma duygusundan kaynaklanıyor. Birincisi ruhları ilgilendiriyor, ikincisi de malı ilgilendiriyor

“Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü-kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona demişti ki; "Şımarma, Allah şımaranları sevmez. "77- "Allah'ın sana verdiği bu servet içinde ahiret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma, Allah sana nasıl iyilik ettiyse, sen de öyle iyilik et, yeryüzünde bozgunculuk isteme, çünkü Allah bozguncuları sevmez. "(Kasas)

78- Karun: "Bu servet, ancak bende mevcut bir bilgi sayesinde bana verildi" dedi.(Kasas) Bilindiği gibi zenginlerin mallarında yoksulların hakkı vardır. Ancak bu şekilde çevrelerinde bu mala ihtiyaç duyan birçok yoksul varken, sadece zenginler arasında dolaşan bir servet olması engellenir. Aksi takdirde kalpler kin ve kıskançlık duygularıyla bozulur, insanlık hayatı dejenere olurAllah'ın servet konusunda uyulmasını istediği dengeli ve tutarlı sisteme döndürmeye çalışan kimseler bulunuyordu. Allah'ın gözetimini ve ahiret günü ile bu günde gerçekleşecek olan hesaplaşmayı düşünmelerini isterzengini servetinden yoksun bırakmaz, onları yüce Allah'ın kendilerine bahşettiği maldan dengeli bir şekilde yararlanmaktan alıkoymaz. Şımarma" mala güvenmekten, servet biriktirmekten, mal-mülk sevgisi ile dopdolu olmaktan kaynaklanan kibire kapılıp şımarma. Malı kendisine bahşedeni unutan, servetle de küstahlaşıp Allah'ın kullarına karşı büyüklük taslayan kimseler gibi şımarma. "Allah şımaranları sevmez."

Böyle yapmakla kavmi, onu malın cazibesine kapılıp kendinden geçercesine sevinen, mal varlığı ile övünen ve malın kendisine verdiği güçle insanlara karşı büyüklük taslayan, küstahları sevmeyen yüce Allah'a döndürmeye çalışıyorlar.

mal varlığı bulunanın kalbini ahirete bağlar. Bununla beraber onu bu dünya hayatının nimetlerinden yararlanmaktan alıkoymaz. Tam tersine, onu bu nimetlerden yararlanmaya teşvik eder, bu konuda ona bazı yükümlülükler getirir. Hayatı ihmal eden, hayatla bağlarını zayıflatan mistikler gibi dünya nimetlerinden el-etek çekmesine engel olur. yüce Allah, hayatın güzelliklerini insanlar yararlansınlar, yeryüzünde çalışsınlar, bu güzellikleri geliştirip daha iyisini elde etsinler diye yaratmıştır. Amaç, hayatın gelişmesi, sürekli yenilenmesidir. Dengeli ve tabii hayatının içinde sürekli bir ruhsal yüceliğe eriştirirbu mal, yüce Allah'ın bağışı ve iyiliğidir. Buna iyilikle karşılık vermek gerekir. İyi karşılama, iyi yerlerde harcama, yaratıklara iyilikte bulunma, nimetin bilincinde olma ve O'na şükürle karşılık verme gibi.

"Yeryüzünde bozgunculuk isteme." İnsanların içinin kinle, nefretle, kıskançlıkla ve çekememezlik duyguları ile dolmasına neden olacak şekilde bozgunculuk yapma.

O halde size ne oluyor ki, bu malı belli bir yönde harcamamı empoze etmeye çalışıyorsunuz? Neden özel mülkiyetime müdahale ediyorsunuz? Ben bu malı özel çabamla elde ettim. Kendi özel bilgimle bu serveti hakettim.

Bunlar nimetin kaynağını ve veriliş hikmetini unutan, gözü hiçbir şeyi görmeyen, malın çekiciliği ile aldanan ve zenginliğin kör ettiği kibirli birinin sözleridir

İnsanlar arasında bu örneğe her zaman rastlanır. Çünkü zenginliğinin tek nedeninin bilgi ve becerisi olduğunu sanan çok insan vardırİslâm, ferdi mülkiyeti tanır ve kendisinin belirlediği helâl yollarla mülk edinmek için harcanan kişisel çabalara değer verir. Hiçbir zaman kişisel çabayı küçümsemez ya da geçersiz saymaz. Fakat savurganlığa varacak kadar serbestçe harcamasına cimriliğe varacak kadar da eli sıkı davranmasına izin vermez. Bunu sağlamak içinde mal üzerinde topluma bazı haklar verir. büyüklenme kompleksi ile küstahça bir nankörlükle. Eğer kendisi güç ve mal sahibi ise, yüce Allah kendisinden önce daha güçlü ve daha zengin kuşakları yok etmiştir. O, bunları bilmelidir. azgınlık ve küstahlık, öğütlere dudak bükme, uyarılara tepeden bakma, bozgunculukta ısrarlı olma, mal ile övünme ve insanı şükretmekten alıkoyan nankörlük olguları ön plana çıkıyor. Kavminden bazılarının gönlü onun şatafatına kayıyor, süslerinin cazibesine kapılıyor. Arzuyla seyrediyorlar. Karun gibi kendilerinin de büyük bir servete sahip olmalarını istiyorlar. Yoksulların imrenerek baktıkları büyük ve onurlu bir konumda olduğunu, bu dünyadan iyi bir pay edindiğini sanıyorlar. Karun'un şatafatına kapılan, göz kamaştırıcı süsleri karşısında kendilerinden geçen kardeşlerini uyarıyorlar. 79- Karun süsü, debdebesi içïnde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayamı isteyenler; "Keşke Karun'a verilenlerin bir benzeri de bize verilse, doğrusu o büyük varlık sahibidir" demişlerdi.(Kasas)

80- Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise; "Size yazıklar olsun, inanan ve yararlı iş yapanlar için Allah'ın sevabı daha hayırlıdır. Buna ancak sabredenler kavuşur" dediler.(KAsas)

hayatının çekiciliği karşısında, kendinden geçiyor, bu güzelliklerin büyüsüne kapılıyor, çarpılıyorlar. Mest oluyorlar. Bir diğer grup ise, iman değeri ile Allah katındaki kalıcı güzelliklerin ümidiyle, Allah'ın sevabına yönelik güvenle bütün bunlar karşısında yüceliyorlar, bunlara tepeden bakıyorlar. Böylece mal değeri ile iman değeri terazide buluşuyorlar! hayatını isteyenlerin başını döndürür. Bunlar dünya hayatının çekiciliğinden, göz kamaştırıcı süslerinden daha üstün,daha onurlu değerlerin farkında değildirler. Bu süslere sahip olanların bunları ne pahasına satın aldıklarını sormazlar. Mal-mülk ve makam mevki gibi yeryüzü nimetlerini hangi yollarla elde ettiklerini bilmezler. Bu yüzden sineklerin tatlının başına üşüşmesi gibi bu çekici güzelliklere kapılır, başına üşüşürler. Bu malı elde etme karşılığında ödedikleri ağır bedele, geçtikleri iğrenç yollara, kullandıkları pis yöntemlere bakmadan zenginlerin sahip oldukları debdebeye bakıp salyalarını akıtırlar. Allah'a bağlı olanlara gelince, onların hayatı değerlendirdikleri bir başka ölçüleri vardır. Mal, süs ve dünya nimetlerinden başka değerler yer etmiştir içlerinde. Onlar yeryüzünün bütün değerlerinin cazibesine kapılmayacak, göz alıcı süslerin önünde küçülmeyecek kadar yüce ruhlara, ulu kalplere sahiptirler. Onlar Allah'a bağlanarak yüceldikleri için, kulların sahip oldukları mevki ve makamlar karşısında küçülmekten korunmuşlardır. Onlar "Kendilerine ilim verilmiş" kimselerdir. 81- Sonunda biz onu da sarayını da yerin dibine geçirdik. Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Kendi kendini kurtarabilecek kimselerden de değildi.(Kasas)

yıldırım hızıyla gelişen ani bir hareketle "Onu da sarayını da yerin dibine geçirdik." O da sarayı da toprağa gömüldü. Üzerinde büyüklük kompleksine kapıldığı, mal varlığına güvenerek herkese tepeden baktığı yerin dibine girdiböbürlenen, malın sağladığı güce güvenerek insanlara tepeden bakan Karun, güç-süz ve çaresiz biri olarak yok olup gitti. Hiç kimse ona yardım etmedi. Ne malı ne de mevkisi kendisini kurtaramadı. 82- Dün onun yerinde olmayı isteyenler; "Demek Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletip bir ölçüye göre veriyor. Allah bize lutfetmemiş olsaydı, bizi de yerin dibine batırırdı. Demek ki, kâfirler kurtulmazlar" demeye başladı. Onun acıklı akıbetini seyrederek, dünkü isteklerine karşılık vermediği, Karun'a verdiği mal-mülk gibisini kendilerine vermediği için Allah'a hamd ediyorlar. Bir gece ve gündüz içinde meydana gelen iç karartıcı akıbeti görüyorlardı. zenginlik bir sınavdır ve arkasından acıklı bir belâ gelebilir. büyüklük kompleksine kapılma gibi bir duygu uyanmaz. Şahıslarına ilişkin düşünceleri bir kenara bırakarak kalplerini Allah düşüncesi ile O'nun hayat sistemine ilişkin bilinç ile doldururlar

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !